15 Temmuz 2026 - Çarşamba
15 Temmuz: Meydanın Kahramanları ve İkbal Avcıları
Tarih, meydanlarda nutuk atıp arka kapılardan hesap yapanları değil, o gece canını hiçe sayarak vatanı ipten alan vakur çoğunluğu yazacaktır.
Yazar - Kadir Akkurt
Okuma Süresi: 4 dk.

Kadir Akkurt
newvizyonanadolu@gmail.com -
Zaman, en acımasız ve en dürüst süzgeçtir. Üzerinden geçen yıllar yaşanmışlıkların tortusunu dibe çöktürürken, gerçeğin çıplaklığını da gün yüzüne çıkarıyor. 15 Temmuz 2016 gecesi, bu toprakların gördüğü en sinsi, en karanlık ve en kanlı ihanet girişimlerinden biriydi. FETÖ'cü hainlerin köprüleri kapattığı, savaş uçaklarıyla kendi Meclis'ini bombaladığı, tankları savunmasız insanların üzerine sürdüğü o zifiri karanlık gece, milletin sarsılmaz iradesiyle aydınlandı. Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla meydanları dolduran milyonlar; canı pahasına uçaklara, tanklara ve kurşunlara göğüs gerdi. 251 vatan evladını şehit verdiğimiz o tarihi gece, sadece bir darbe girişiminin bastırılması değil, bir milletin kendi kaderini bizzat kendi eliyle yazma destanıydı.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, o tarihi geceye ve kazanılan bu büyük zafere bakan iki farklı insan profiliyle karşı karşıyayım: Meydanın gerçek kahramanları ve hayatın her alanını bu direniş üzerinden parselleyen ikbal avcıları.
Benim gözümde bu davanın asıl sahipleri, o gece sokağa çıkarken arkasında hiçbir hesap kitap yapmayanlerdir. Abdestini alıp, sevdikleriyle helalleşerek, "Vatan elden giderse neyin kalır?" şuuruyla namluların karşısına dikilen fedakar yüreklerdir. Sokaklarda kurşun sesleri yankılanırken sadece demokrasinin, özgürlüğün ve çocuklarının geleceğinin derdine düşen o sessiz çoğunluktur. Şehit düşen evladının acısını yüreğine gömüp "Vatan sağ olsun" vakurluğunu gösteren anneler, babalar bu asil duruşon en büyük temsilcileridir.
Onlar için 15 Temmuz hiçbir zaman bir kartvizit, bir imtiyaz veya yükselme aracı olmadı. O geceyi yaşadılar, bedelini ödediler ve sessizce köşelerine çekildiler. Gazilik nişanını göğsünde kutsal bir emanet olarak taşıyan ama bunu asla bir ayrıcalık, bir ihale kapısı ya da nüfuz aracı haline getirmeyen adsız kahramanlar, gösterişten uzak bir inancın yaşayan kanıtlarıdır.
Bir de madalyonun diğer yüzünü süsleyen, hayatın her alanına sızmış o fırsatçı güruh var. Bunlar sadece kürsülerde nutuk atanlar değil; ticarette, bürokraside, sosyal hayatta ve her türlü köşe başında 15 Temmuz’u kendine bir zırh, bir rant kapısı ve haksızca yükselme aracı olarak görenlerdir. O karanlık gecede meydanlarda ya hiç bulunmayan ya da durumun nereye evrileceğini pencerelerinden sinsice izleyip rüzgarın yönüne göre sokağa çıkan bu kesim, ertesi sabahtan itibaren en büyük "vatansever" rolünü üstlendi.
Bu fırsatçılar için 15 Temmuz; kendi geçmişlerini temizlemenin, kirli ilişkilerini örtbas etmenin, liyakatsizce hak etmedikleri makamlara gelmenin ve ticari kapıları kolayca açmanın en elverişli maskesi haline geldi. "15 Temmuz hassasiyeti" adı altında başkalarının üzerine basarak yükselmekten, bu kutsal direnişi şahsi çıkarları için bir referans kartına dönüştürmekten zerre utanmıyorlar. Milletin döktüğü kutsal kanı kendi kişisel servetlerine, mevkilerine ve egolarına tahvil eden bu kurnazlık, o gecenin ruhuna yapılan en büyük ihanettir. Hamasetle bu kutsal direnişi sulandıranlar, milleti bölerken aslında en çok o gece can veren şehitlerimizin aziz hatırasını zedelemektedirler.
Eğer 15 Temmuz’un asil ruhunu gerçekten yaşatmak ve o karanlık gecenin bir daha tekrarlanmamasını istiyorsak; yapmamız gereken ilk ve en önemli şey bu iki grubu birbirinden kalın çizgilerle ayırmaktır.
Benim vefa borcum da, saygım da o geceyi her alanda kişisel çıkarları için bir sektöre dönüştüren fırsatçılara değil; canını, kanını, gençliğini bu vatanın bağımsızlığına siper eden sessiz ve samimi kahramanlaradır. Tarih, bu direnişi kendi ikbali için eğip bükenleri değil, o gece canını hiçe sayarak vatanı ipten alan vakur çoğunluğu yazacaktır.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları


